|
Tweet | Tarih: 26-03-2026 07:32 |
Sosyal medyada hızla çoğalan ruh sağlığı içerikleri, psikiyatrik kavramları gündelik dile taşırken "Kendi kendine tanı koyma" sorununu büyüttü. Sosyal medyada izlenen kısa videolar ve içerikler, birçok kişinin kendisine ya da çevresindekilere "Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)”, “bipolar”, “borderline” ve “anksiyete” gibi psikiyatrik tanılar koymasına yol açıyor. Uzmanlar bu eğilimin yanlış tanı ve gereksiz kaygı ürettiğine dikkat çekerek "Ruh sağlığı tanıları birkaç belirtiye bakılarak ya da internet testleriyle konulamaz. Tanı koyarken yalnızca belirtilerin varlığı değil; süresi, şiddeti ve kişinin günlük yaşamını ne kadar etkilediği de dikkate alınır. Her duygunun bir hastalık olarak etiketlenmesi ciddi sorunlara yol açar’’ dedi.
Psikiyatrist Dr. Pelin Taş, ruh sağlığı konusunda farkındalığın artmasının önemli olduğunu ancak tanı sürecinin sanıldığı kadar basit olmadığını vurguladı. “Ruh sağlığı tanıları bir hisle ya da kısa bir video izleyerek konulmaz’’ diyen Taş, tanıların psikiyatristler tarafından uluslararası tanı sistemlerine göre değerlendirilerek yapıldığını anlattı.
ACABA DEHB MİYİM?
Günlük hayatta dikkat dağınıklığı, unutkanlık veya sıkılma hissi yaşayan birçok kişi bu belirtileri DEHB ile ilişkilendiriyor. Dr. Taş’a göre bu durum her zaman doğru bir değerlendirme değil. Dr. Taş, modern yaşamın yoğun dijital uyaranlarının birçok insanda dikkat dağınıklığı yaratabildiğini belirterek “DEHB yalnızca hareketli olmak ya da zaman zaman unutkanlık yaşamak değildir. Günümüzde sürekli ekranlara maruz kalmak dikkat süresini kısaltabiliyor’’ değerlendirmesini yaptı. Kaygı da insanın doğal alarm sistemi olarak kabul ediliyor. Sınav öncesi heyecanlanmak ya da önemli bir toplantı öncesinde gerilmek aslında sağlıklı bir tepki. Ancak anksiyete bozukluğu, bundan çok daha farklı bir tabloya işaret ediyor. Taş, “Anksiyete bozukluğunda kaygı aşırı, kontrol edilmesi güç ve uzun sürelidir. Çarpıntı, nefes darlığı, mide bulantısı ve kas gerginliği gibi fiziksel belirtiler eşlik edebilir. Bu noktada kişi günlük işlevlerini sürdürmekte zorlanır” diye konuştu. Sosyal medyada en sık karıştırılan kavramlardan birinin de depresyon olduğuna dikkat çeken Taş üzüntü, moral bozukluğu veya hayal kırıklığı gibi duyguların yaşamın doğal parçaları olduğunu, klinik depresyonun daha farklı bir tablo olduğunu söyledi. Taş, şöyle devam etti: ‘‘Majör depresyon tanısı için en az iki hafta süren çökkünlük hali, ilgi kaybı, enerji azalması, uyku ve iştah değişiklikleri gibi belirtilerin bir arada bulunması gerekir. Depresyon yalnızca ‘canım sıkkın’ demek değildir; kişinin yaşam enerjisinin ve işlevselliğinin ciddi şekilde azalmasıdır. İnsanlar artık ruh sağlığı hakkında daha fazla konuşuyor ve yardım arıyor. Bu çok olumlu bir gelişme. Ancak her insani duyguyu hastalık olarak etiketlemek doğru değil. Ruh sağlığında ince bir çizgi vardır: farkındalık iyileştirir, abartı ise gereksiz kaygı yaratır.”
Kaynak: Birgün